Radyoların Kurumsal Kimlik Çıkmazı! Radyocu Olmak Çok Kolay!

Tarih :08 Şubat 2018, Perşembe 11:20 Son Güncelleme :08 Şubat 2018, Perşembe 11:20

Öncelikle bu yazıya birkaç başlık düşünmüştüm yazmadan önce ama en özeti bu olacağı için bu başlığı seçtim. Muhtemelen daha sansasyonel bir başlık yazının okunma sayısını arttırabilirdi fakat bu yazıda fazlasıyla magazinde bulabilirsiniz.





Öncelikle Kurumsal kimlik nedir? diye bir hatırlayalım: Kurumsal kimlik olarak nitelendirilen kavram aslında adından da rahatlıkla anlaşılacağı gibi bir firmanın, kurumun, vakfın ya da bu tip başka oluşumların hem şirket içinde hem de şirket dışında duruşunu, davranışını, imajını temsil eden kavram, yani şirketin kimliğidir.




Şirketler aldıkları kararlar ile dışarıya karşı duruşlarını sergiler ve bu duruş onların saygınlık kazanmalarını sağlar. Bazen öyle radikal kararlar almak gerekir ki şirketin vizyonunu en olumsuz durumdayken bile yükselte bilirsiniz.



Birde şahıs şirketleri vardır bir başka örnekle aile şirketleri, bu şirketler kurumsal kimlik derdinde değildir. Sadece ticari amaçla kurulmuş uzun ömürlü olmayan, araştırmalara göre de belirgin şekilde ticari ömrü kısa olan şirketlerdir. Bu şirketler kurumsallaşmaya çalışsa da dünya üzerinde araştırmalara göre başarı sayısı %3 seviyelerindedir.



Aile şirketlerinde sıklıkla aile ve şirket kavramları birbirine karışır. Şirket içi görevler ve sorumluluklar aile bireyleri ve tanıdıklar arasında yetenek ve deneyime bakılmaksızın dağıtılır. Hatta bazen kişilere özel konumlar yaratılır.



Kurumsallaşma ve profesyonellerle çalışma ihtiyacı olan aile şirketleri bu doğal sürece karşı direnç gösterir. Kurucunun, şirketin tüm yönetim fonksiyonlarını kendi etrafında toplaması, şirketin yönetim zafiyeti yaşamasına neden olur.



Bu kurumsal zafiyet şirketin zarar görmesine neden olur.



Türkiye’de radyo sektörü de ahbap çavuş ilişkisiyle yürür. Mesela birisi çıkar canlı yayında toplumun hassas değerlerine laf söyler ama yöneticisi onu cezalandıracak cesarete, eğitime ve yöneticilik bilgisine sahip değilse tam tersine ödüllendirir. Bu tarz yönetimler kendi içlerinde çelişkiler yaratarak kurum içi problemlerle daha fazla meşgul olur, şirketin vizyonu, kazançları ve kaybettikleri hakkında çalışma yapma yeteneklerini de kaybederler.



Türkiye’de radyo sektörü tamda bu mantıkla yönetilmektedir. Radyo programcısı veya radyo yöneticisi seçerken, yeteneği, deneyimi, tecrübesi, eğitimi, iletişim bilgisi, radyonun genel değerlerine ve politikasına uygunluğu, hatta projeleri değerlendirilmeden seçilir. Kısacası radyoda çalışmak için iyi bir ses ve yukarda bahsettiğim hiçbir kıstas önemli değildir. Sektör içerisinde kimlerle samimiyet kurabildiğin önemlidir. Samimi bir arkadaş sizi Türkiye’nin en çok dinlenen radyosunda programcı yapabilir ya da tam tersi yöneticisiyle samimi bir mesai arkadaşınız işinizi kaybetmenize neden olabilir.




Maalesef Devlet kurumları da dâhil olmak üzere Türkiye’de radyo programcısı olmak için iyi bir tanıdığınız veya başka bir deyişle torpiliniz varsa bırakın radyo programcılığını radyo yöneticisi bile olabilirsiniz.



Türkiye’de Radyonun kurumsal kimliği yoktur. Radyo sadece bir müzik kutusudur. Radyo sadece arabalarda dinlenen birkaç şarkılık eğlence aracıdır. Kurumsal kimliğini kaybeden radyolar evlerden atılmıştır. Artık hiçbir evde radyo kalmamıştır bunu teknolojiye bağlayanlar için Japonya, Güney Kore, ABD ve bir çok Avrupa ülkesini örnek verir sustururum ama bu başka zamanın konusu olsun.



Özetle Radyolarda bu zamana kadar birçok skandal yaşanmıştır. Birçoğunun sonu üzücü bitmiştir birçoğu da ödüllendirilmiştir.



Özetle aklıma gelmişken sorayım bu radyo derneklerini köleleştiren Babayiğit Kim?