Türkiye’de Noname Şarkıcı Olmak

Tarih :13 Aralık 2017, Çarşamba 16:23 Son Güncelleme :13 Aralık 2017, Çarşamba 16:23

Türkiye’de en zor mesleklerden biri “no name şarkıcılık” bence. Başarılı olma ihtimali en düşük olan mesleklerden biri olan noname şarkıcılık aynı zamanda maddi ve manevi anlamda en büyük riske sahip mesleklerden biri.



Müzik Kolay İş Değil
Müzik yapmak kolay iş değil, yaşayacaksın, hissedeceksin, onu kaleme ve notaya dökeceksin, düzenlemeyi yapacaksın, şarkıyı yorumlayacak yada yorumlatacaksın… Bu kadar mı? Tabii ki hayır, maç asıl o andan sonra başlayacak. Şarkıya klip çekeceksin, albümü yayınlatacaksın, tanıtım ve pazarlama faaliyetleri için çalışacaksın ve başarının peşinden koşacaksın. Bu süreçlerin tamamında hep noname şarkıcı olarak anılacak, hor görüleceksin. Herkes senden para isteyecek, kumara verir gibi hep para vereceksin. Başarılı olursan yatırdığın paranın bir bölümünü konserler aracılığı ile kazanmak için mücadele edeceksin. Bu süreçte çakal menajerlerle uğraşacaksın, seni tokatlamaya çalışacaklar. Müzik şirketleri senden albümünü yayınlamaları için para isteyecek. TV kanalları klipini yayınlamak için senden para isteyecek, basın danışmanları senden para isteyecek…. Böyle bir koşuşturma içinde geçecek günlerin. Herkes seni yolmak isteyecek.


Yukarıda anlatmaya çalıştığım müzik endüstrisinde bir şeyler yapmak için çaba sarf eden yorumcuların başından geçeceklere kısa bir özet. Müzik yapmak gerçekten de çok zor iş bu ülkede. Bunun en büyük nedenlerinden biri medyanın sadece belirli sermaye gruplarına ait şarkıcıları ve müzik şirketlerini desteklemesi. Pazara yeni giren ve piyasada “noname” olarak adlandırılan yeni şarkıcıları para kazanılacak bir banka gibi görmeleri. Banka deyişimi sakın abartı sanmayın. Çünkü sektörde bir albüm veya tek bir single için yapmanız gereken harcamalar çok ciddi boyutlara geldi günümüzde.
Bir Single Masrafı
Mesela diyelim ki şarkının bestesi ve sözü size ait, eğer kendi bestenizi kullanırsanız bu kalem harcamadan kurtulursunuz. Ama medya sizi ciddiye almaz. Piyasada ün salmış bestecilerden beste almak isterseniz 30 bin ile 70 bin lira arasında bir para ödemeniz gerekecek. Bu şarkının düzenlemesini isimsiz bir müzisyene yaptırmak isterseniz işi ucuza kapatabilirsiniz ama medya ille de piyasada nam salmış bir aranjörle çalışmanızı isteyecek ve sizi haber yapmayacaktır. Nam salmış bir aranjörün düzenleyeceği bir şarkının fiyatı 10 binden 30 bin liraya kadar gidiyor. Eğer tek şarkılık bir single yapmak isterseniz müzik firmalarının kapılarına gidip bunu dijital platformlarda kendi markaları ile yayınlamasını isteyeceksiniz. Eğer bu şarkıyı fiziki olarak yani CD olarak da basmak isterseniz bunun bandrol, baskı parasını kendiniz karşılayacaksınız. Buda nerden baksanız üç, beş bin lira. Kambersiz düğün olur mu ? Olmaz tabii ki! Klipsiz şarkı olur mu ki kambersin düğün olsun. Hazırlayacağınız şarkıya mutlaka bir klip çekmeniz lazım. Medyatik bir klip yönetmeninin size çekeceği klip en az 100 bin liradan başlar. Daha ucuzu yok mu? Var elbet, ama o tarz kliplerde yönetmenler kar marjlarını yüksek tutmak için masraftan kaçar, klipi önemsemezler ve ortaya kötü bir klip çıkar. Kötü bir klipi televizyon kanalları yayınlamaz. Ya da yayınlamak için daha fazla para ister. Eğer orta güzellikte bir klip çekerseniz bir müzik kanalında o klipinizin yayınlanması için aylık 10 ile 15 bin lira vermeniz gerekir. Üç TV kanalı için 30 ile 45 bin lirayı aylık bazda gözden çıkartmanız lazım. Birde Youtube olayımız var. Bir sosyal medya uzmanı kiralayıp, bol bol sahte tık yaptırmak için de para harcamanız lazım. Bol bol tık yaptıracaksınız ki sağa sola hava atasınız, “benim klipim şu kadar günde bu kadar milyon tıklandı” diyesiniz. 


Bunun birde radyo ayağı var, ulusal kanallarda kesinlikle noname bir yorumcunun şarkısı yayınlanmaz. Eeee peki ne olacak? Bir radyo basın danışmanı tutacaksınız, aylık 5 bin lirayı da ona bayılacaksınız. O radyo basın danışmanı sizi radyoların müzik direktörlerine götürecek, peki giderken eliniz boş mu gidecek? Tabii ki hayır. Güzel bir hediye ile gitmenizi isteyecekler. Bu hediye, bir kutu çikolatadan İpad’e kadar giden onlarca ürün gamından bir şeyler olabilir. Haa bu ara atladığımız bir şey var. Şarkınızın bir imaj görseli de olmalı, bunun için erkekseniz yakışıklı ve seksi, kadınsanız güzel ve seksi fotoğraflar çektirerek basına dağıtmanız lazım. Bu fotoğraflar için ya bir imaj maker ile ya da çok profesyonel bir fotoğrafçı kiralamanız lazım. Birde kıyafet, makyaj vs masrafları da var. Eğer bir ev kadını tipliyseniz bu işe hiç girmeyin, kilonuz varsa yandınız. Hemen zayıflayın. Mutlaka zayıf- ince ve seksi olmanız lazım. Çünkü şarkınızı pazarlarken kendinizi de görsel olarak pazarlamanız gerekecek. İkisi bir bütün olarak yürümeli. Tipsizseniz Mozart bile olsanız iş yapamazsınız. Şarkının piyasada başarılı olup olmadığını ortalama iki ayda anlayabilirsiniz. Eğer üçüncü ay sonunda bir başarı yoksa o zaman harcadığınız 150-200 bin liranın üzerine bir bardak su için ve yeni bir şarkı için yap boz yapın.

Popüler Müzik Cehennemi
Popüler müzik endüstrisi böyle bir cehennem maalesef. Tam bir para tuzağı, bir single için en az 150-200 bin liralık bir harcama yapmanız lazım, eğer söz konusu albümse bu maliyet şarkı sayısına ve klip sayısına göre 500-600 bin liraya kadar çıkabiliyor. Peki gelir nerden gelecek? Dijitalden geleceğini sananlar boşa heveslenmesin. Dijital müzik pazarında oligopol bir yapı var, yani piyasa iki ya da en çok dört müzik şirketinin elinde. Onların dediği oluyor. Onlarda sizi yani işin mutfağındakileri asla ama asla düşünmüyorlar. Meslek birlikleri diyebilirsiniz, heveslenmeyin onlarda sizi yüzde yüz desteklemez çünkü onlarda sermaye sahibinin yani müzik şirketlerinin kontrolü altında. Meslek birliklerinin yönetiminde şarkıcı, müzisyen yok mu? Var elbet , ama onların hepsi müzik şirketlerinin paravan şirketleri gibi çalışıyor. Yani onların haklarını koruyor. Para kazanabileceğiniz tek ortam konser ve sahne. Bunun için ama sahtede olsa ciddi bir Youtube tıklanmasına ve patlayan en az üç tane şarkınızın olması lazım. Aksi halde sizi kimse ekstraya çağırmaz, konsere çıkartmaz. 


Böyle bir ortamda müzik yapmak çok zor iş. Sektörün şartlarının her geçen gün daha da zorlaştığı ve her şeyin maddiyata dayalı olduğu bir devirdeyiz. Bu devirde işin yoksa müzik yap. Buna rağmen insanların müzik aşkı ya da müzikte şöhret olma hırsı dinmiyor. Evini satan, arabasını satan, bankadan kredi çeken ve bu işe para yatıranlardan tutunda, masraflarını zengin sevgili ya da kocalarına yaptıranlara kadar değişik bir skalalardan insanlar ısrarla şarkı üretmeye ve başarısız olmaya, paralarını batırmaya devam ediyor. 


Sektör bu kadar tıkanmışken, maliyetler bu kadar artmışken müzik üretmek gerçekten de çok zor bir iş oldu. Bu nasıl çözülür zerre fikrim yok. Bunun sorumlusu kim? Kimisine göre düşen albüm satışları ve internet, kimisine göre eğitimsiz müzik yapımcıları, kimisine göre müziği bir şöhret aracı olarak gören yorumcular … Bence hepsi. Ama en çok medya ve müzik yapımcıları. Çünkü ikisi de ceplerini düşünüyorlar. İkisinin de yöneticileri bilgisiz ve cahil. Popülist bir zihniyetteler, evet bu normal zaten sektörün adı “popüler müzik”, ama bu popülist zihniyete bir de etik sorunlar da eklenince iş çığırından çıkıyor. Peki bu iş ne olur? Bence böyle gider, ne zaman düzelir? Kısa vadede zor, belki 15-20 sene sonra yeni bir jenerasyon bu koltukları ele geçirince bazı şeyler nötrleşir ve yeniden başlar. Ancak bu kuşakla bu popüler müzik piyasasının adam olmasını beklemek hayalden başka bir şey olmaz. Onun için Allah nonamelere sabır versin.