Radyoları Öksüz Bırakmayalım!

Tarih :11 Haziran 2020, Perşembe 15:13 Son Güncelleme :11 Haziran 2020, Perşembe 15:13

Radyolar Gönlümüzün bitmeyen bir senfonisidir aslına bakılırsa.

Her geçen gün dijitalleştiğimiz bu çağ içinde, radyoları geriye götürmek yerine, ileriye taşımak yönünde

Yegane bir çabamız olabilseydi, radyoların bugünkü durumundan çok daha ileride olabilecekleri aşikar.

Nasıl olsa müzik uygulamalarından dinliyorum müziği diyip, radyoları gönül vitrinlerinden kaldıranlar var... Aslına bakılırsa üzücü bir durum.

Radyolara, belirli bir kalıp içinden, örneğin sadece salt müzik dergahı olarak bakmamak gerekiyor.

Ömrün içinde, her birimiz mutlaka gönlümüzü radyomuza yaslayıp uykuya dalmışızdır. Bu kutsal boyutu göz ardı etmemek gerek..Radyonun en bariz tanım şekli elbette müzik kutusu, fakat sadece bununla sınırlı bırakmamak gerekiyor bu tanım çemberi içerisinde radyoya dair daha bir çok şey sıralayabiliriz

Örneğin, radyo tiyatroları...

Bir zamanların en büyük eğlencesiydi. Görsel hiç bir etki olmadan, yalnızca ses aracılığı ile tüm sesleri detaylı ve şeffaf şekilde bize aktarma durumu ne büyük bir emekti. Bir kapı açılmasının sesi bile öyle gerçekçi öyle saydam sunuldu ki bize..

Radyo, iki kapsamlıdır. Birincisi mikrofon başındaki yayıncı, bir diğeri dinleyici.

İzole edilmiş bir odada bir mikrofon ile İçinizdeki sesi kelimelere dökmek belki, hiç tanımadığınız yüzyüze gelmediğiniz insanlarla sohbet edebilmek gibi.

Söylemiş olduğunuz bir cümle, belki de bir kelimenin bir gönüle dokunup hayat buluyor olması da bir diğer güzelliği.Mikrofon aracıllığı ile dinleyici gönlü ile sunumu yapan bir radyo programcısının gönlünden gönlüne Yolculuk da denilebilir.

Dinleyici için radyo, gönlünün iç sesi gibidir. Belki dinlediği bir şarkı o an tüm duygusuna hitap eder, belki biraz Yolculuk ettirir geçmişe...

Radyo evrenseldir. Belki bir şarkı, belki küçük bir söz, belki ruhunuza dokunan bir melodi sizi sol yanınıza Yolculuk ettirir. Haber, müzik, eğlence, tiyatro gibi bir çok etkiyi sıralamak mümkün..

Televizyon ile kıyaslamaya hiç değinmiyorum.. Televizyon, ekranın en iyileştirilmiş halidir belki, fakat radyodaki samimiyet,görüntü olmadan sadece salt ses ile duygularınızı geçirebilmenizin tadı apayrıdır.. Duygusal olarak bakılınca, radyolar gönlümüzde aslında ne söylesek de anlatılmasında sözcüklerin kifayetsiz kaldığı yüksek bir olasılık. Trafikte seyir halinde, bize en sadık arkadaş olduğu gibi bunun örneklerini çoğaltmak mümkün..

Hem duygusal açıdan, hem işlevsel açıdan bakınca radyolar, bize en sadık dost aslında.

Yalnızlık duygumuzun iç sesi gibi..

Fişi çekilip bir kenara atılan radyolar, gönlümüzün ritmini yavaşlattı desek doğru olur.

Evrende özgürce dolaşan frekanslar, gönlümüzü özgür bırakıyor aslında radyolara gereken önemi verdiğimizde.

Sesler ile dünyayı kulağımıza getiren, kültürel hayatımızı canlı tutan en baş etkenler arasında radyo gelir..

Yalnızlığımıza, hüznümüze, mutluluğumuza ortak olan en güzel arkadaştır radyolar..

Radyoları bir köşeye atmayalım, radyolara sahip çıkalım.